Kapağı İndir

Kitap adı: Saraybosna Marlborosu

Yazar: Milenko Yergoviç

Çevirmen: Özge Deniz

Yayın Tarihi: Temmuz 2019

Editör: Alparslan Demir

Dizi Editörü: Ali Oktay Özbayrak

Sayfa Sayısı: 192

ISBN: 9786058088122

KİTABI SATIN AL
Bu Kitabı neden yayımladık?

1992 yılında savaş sürerken yayımlanmış bu kitap, Saraybosna'da anormal şartlarda yaşayan normal insanların hayatlarının savaş romantizminden ve duygu sömürüsünden uzak bir dilde yazılmıştır. Türkçeye daha önce 2001 yılında kazandırılmış bu eser, ilk kez özgün dilinden çevrildi. Aleksandar Hemon tarafından hayatın kıymetini bilenlerin kitabı olarak tanınan bu öykü seçkisini, yazıldığından tam 25 sene sonra tekrar okurla buluşturmak istedik. 

Saraybosna Marlborosu
Milenko Yergoviç

Saraybosna'yı ve savaşı anlatan kitaplar arasında Saraybosna Marlborosu şüphesiz ki apayrı bir yer tutuyor. Aynı zamanda şair olan Yergoviç, savaş en acı şekilde devam ederken Saraybosna'da kalmayı tercih eden Bosnalı bir Hırvat. Kentteki Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların kaderini duygu sömürüsünden uzak fakat insani bir üslupla ele alan öyküler, savaşın yarattığı travmalar ve her şeye rağmen devam eden neşeli anlar ile okurun zihnine kazınıyor. World Literature Today (1989-2014) tarafından dünyaya ilham veren 25 kitaptan biri olarak takdir edilen bu muhteşem öykü seçkisi, ünlü Türkolog Prof. Dr. Ekrem Çauşeviç'in sunuşuyla Özge Deniz tarafından Hırvatça aslından Türkçeye çevrildi.

Kitaptan Alıntı

   Bir sabah, o beşinci gün, evdeki tüm sular donmuştu. Tam o anda aklıma kaktüslerin kışa dayanamadığı geldi. Kaktüsü aldım ve aşağı getirdim. Bodrum katına, kömür tozu yaktığımız sobanın tam karşısına. Ne çok yakın ne çok uzak. Tıpkı düşündüğüm gibi hem insanlara hem de kaktüslere uyan bir yerdi.
   Bir sonraki gün kaktüsü, saksının kenarında uzanmış olarak buldum. Ne hâlde mi? Tepetaklak, sanki güneş aşağıda bir yerlerdeymiş gibi... Onu son kez suluyordum, yolun sonunda olmamıza rağmen.
   Savaş, bana asabiyeti ve yapay bir dinginlik duygusunu miras bıraktı. Ne zaman biri beni sarsacak bir şeylerden bahsetse, içimde bir yerde tıpkı gürültüyü kesen teyp kayıtları gibi kırmızı bir ışık yanar ve ben hiçbir şey hissetmemeye başlarım. Ancak o kaktüsü düşündüğümde, işte o zaman hiçbir şey yardım edemez bana. Kaktüs, üzüntünün ufak bir tezahürü gibi… Görünüşte tehlikesiz, tıpkı Çingene kadınların sattığı acı bademler gibi. Vaktiyle insanlar, atlar ayakta ölür, diye üzülürlermiş. Beni ise kaktüslerin, Goethe’nin şiirindeki o çocuk gibi takatten düşmesi kederlendirir. Çok da önemli değil, yalnızca hayatta detayları korumamız gerektiğine dair bir uyarı. Geride başka bir şey de yok.

Editörün Notu

"Kuşaklar arası bir destan niteliğinde olan bu eser, tarihin sıradan insanlara nüfuz ettiği bir Balkan yolculuğunun küçük dünyasını anlatıyor." - New Yorker